Çağın Vebası: Radikal Sekülerizm

radikal sekülerizm

Radikal Sekülerizm Nedir?

Radikal sekülerizm (veya literatürde sık geçen adlarıyla katı laiklik, dışlayıcı laiklik, militan sekülerizm), dinin sadece devlet işlerinden ayrılmasını değil, aynı zamanda kamusal alandan tamamen tasfiye edilerek bireyin salt özel alanına (vicdanına veya mabetlere) hapsedilmesini savunan siyasi ve sosyolojik tutumdur.

Klasik (ılımlı) sekülerizm, devletin dinler karşısında tarafsız kalmasını ve inanç özgürlüğünü güvence altına almasını hedeflerken; radikal sekülerizm dini, kamusal akla, modernleşmeye veya toplumsal ilerlemeye bir tehdit olarak okuma eğilimindedir. Bu durum, felsefi bir "radikal rölativizm" (görecelilik) zemininden beslenir ve kesin doğrular iddia eden dini inançlara karşı adeta yeni bir dogmatizm üretme riskini taşır (Radical Secularism and the Risks of Undemocratic Trends, 2017).

Felsefi ve Sosyolojik Temeller

Sosyolojik anlamda radikal sekülerizm, Aydınlanma ve Pozitivizm ideallerinin topluma yukarıdan aşağıya mühendislik yoluyla dayatılması olarak okunur.

Kamusal Alanda Yabancılaşma: Radikal sekülerizm "ayırıcı ve farklılaştırıcı bir niteliğe karşılık gelmekte" ve herhangi bir tercih hakkı sunmadan dinin kamusal görünürlüğünü reddetmektedir. Bu durum dindar bireylerin seküler kamusal alanlarda kendilerini "evlerinde hissetmemelerine" ve benlik aşınması yaşamalarına neden olabilmektedir (Seküler Kamusal Alan ve Dinî Benlik, s.272, 2024).

Bir Sivil Din Olarak Sekülerizm: Devletin toplumu zorla sekülerleştirmeye kalktığı bu model, dinin kendisini hedefe koyar. Bu anlayışta laiklik, tarafsızlıktan çıkarak aydınlanmacı köklere dayanan, kendine ait doğruları olan kapsayıcı bir ideoloji, adeta bir "sivil din" hüviyetine bürünür (Laiklik, Din-Devlet İlişkisi, Din ve Vicdan Hürriyeti, Köprü Dergisi).

radikal sekülerizm

Siyaset Biliminde Ayrım: "Dışlayıcı" ve "Pasif" Laiklik

Dışlayıcı (Radikal) Laiklik Pasif (Ilımlı) Laiklik
Dini kamusal alandan tamamen dışlamak. Devletin dinler karşısında tarafsızlığını sağlamak.
Toplumu aktif olarak sekülerleştirmek (Mühendislik). Dini sembol ve tartışmalara kamusal alanda izin vermek.
Fransa (Tarihsel Laïcité), Türkiye (Erken/Orta Cumhuriyet Dönemi). Amerika Birleşik Devletleri
Sadece mabetler ve bireyin iç dünyası ile sınırlıdır. Sivil toplumda ve kamusal tartışmalarda görünür olabilir.

(Tablo İçin Referans: Ahmet Kuru'nun tasnifleri üzerinden Ahmet Küçük'ün analizleri, Köprü Dergisi İncelemesi)

Türkiye'de Radikal Sekülerizm Tartışmaları

Türkiye tarihi, din-devlet ilişkileri bağlamında radikal sekülerizm politikalarının laboratuvarlarından biri olarak kabul edilir. Osmanlı'nın son dönemlerinde başlayan sekülerleşme süreci, Cumhuriyet ile birlikte devrimci ve zaman zaman radikal (dışlayıcı) bir form kazanmıştır.

Cumhuriyet'in ilk on yıllarında radikal dönüştürücü devrimler eşliğinde uygulanan katı laiklik, Türkiye'de sosyolojik anlamda olağan bir sekülerleşme sürecinin objektif bir biçimde okunmasını engellemiştir. Türkiye'deki "Kemalizm laikliğin siyasallaşmasıdır" argümanı etrafında, laikliğin toplumsal dönüşüm için radikal bir araç olarak kullanıldığı, bilinen bir gerçektir. Ancak yukarıdan inme bu katı laikliğin yerini bugün modernleşme, kentleşme ve kapitalizm ile birlikte dindar kesimlerin de sosyolojik olarak kendiliğinden dünyevileştiği yeni bir "muhafazakâr sekülerleşmeye" bıraktığı da reddedilemezdir (Sekülerleşme Karşısında Türkiye Gerçeği, Tezkire, 2021).

radikal sekülerizm

Küresel Ölçekte Radikal Sekülerizm

Kavram sadece Türkiye veya Fransa'ya özgü değildir; İslam ve Doğu coğrafyalarında da farklı tepkiler ve pratikler üretmiştir:

İslam Dünyasında Algısı:

İslam düşünürleri sekülerizmi, genellikle radikal ve ılımlı olmak üzere iki ana başlıkta ayırır. Radikal sekülerizm, İslamiyet'in kapsamlı hukuki ve ibadet sistemine doğrudan bir saldırı olarak görülür. Yusuf el-Karadavi gibi alimler, din ve siyasetin radikal biçimde ayrılmasını, İslami bir toplumda "ateizmin teşviki ve İslam'ın reddi" olarak yorumlayarak bu modele kesin bir dille karşı çıkmışlardır. Öte yandan Tariq Ramadan gibi düşünürler, din özgürlüğünü baskılamadığı (yani radikalleşmediği) sürece Avrupa tipi sekülerizmin belli formlarına Müslümanların uyum sağlayabileceğini savunur (Islam and Secularism: Where the Unlike Charges Repel, 2024).

Hindistan (Gandiyen vs. Radikal Sekülerizm):

Hindistan'ın kuruluş yıllarında Cevahirlal Nehru liderliğindeki grup, Hindistan'ın karmaşık sosyo-ekonomik sorunlarını çözmek için dinin (özellikle Hindu retoriğinin) geriletilmesi gerektiğine inanarak radikal sekülerist bir gündem (sosyalist, demokratik ve din dışı) benimsedi. Ancak, Hindu milliyetçiliğinin (ve etnik problemlerin) yükselişi karşısında, Nehru'nun bu katı seküler vizyonu direnişle karşılaşmış ve ilerleyen yıllarda daha çoğulcu (Gandiyen) bir laikliğe doğru geri adım atmak, uzlaşmak zorunda kalmıştır (Yeni Kurumsalcı Perspektiften Hindistan Siyasetinin Değişimi, 2021).

radikal sekülerizm

Sonuç

Radikal sekülerizm, devletin sadece inançlar karşısında kör olduğu değil, kamu alanını dinden temizlemek üzere misyoner bir şekilde konumlandığı ideolojik bir çatıdır. Günümüz siyaset sosyologları, bu tür dışlayıcı politikaların uzun vadede ters teptiğini, ya "dini fundamentalizm"i kışkırttığını ya da anti-demokratik sonuçlar doğurduğunu belirtmektedirler.

Türkiye özelinde radikal sekülerizm, "dine alternatif bir din" gibi savunulmakta hatta uygulanmaktadır. Türkiyedeki radikal sekülerizmin de aynı hristiyanlıkta olduğu gibi bir "kilisesi", kardinalleri, papazları, "inançlı" bir cemaati, hiç ölmeyen "kurtacısı" ve militan bir yanı vardır. Radikal sekülerler; kimi zaman resmi ideoloji adı altında Kemalizm olarak karşımıza çıktığı gibi kimi zaman da diğer bir kısım ideolijilerin (Marksist-Leninist terör örgütleri, aşırı sol gruplar vs.) ateşli savunucuları olarak vücut bulurlar ve radikal İslam'ın savunuculuğuna soyunan El-Kaide, IŞİD (DEAŞ) gibi örgütlere alternatif olarak kendilerini gösterirler.

Her ne ad altında anılırsa anılsın radikal sekülerizm, diğer tüm radikal düşünceler/uygulamalar gibi, hukuk tanımaz bir yapıya sahiptir. İnsan hakları, adalet, hukuk gibi kavramlar, radikal sekülerizmin hizmetine girdiği sürece "meşru" görülür. Toplumsal tabanını akıl kurallarına aykırı şekilde köpürten radikal seküleristler, toplum nezdinde kabul gördüğü yalanına/hayaline yahut bir kısım "yalan tarih" inanışlarının arkasına sığınıp, sloganist/"marş"sal söylemleri öne çıkararak haklılıklarını iddia ettikleri noktada, bireyin ve kamunun hukukunu yok saymakta, hiç bir beis görmemektedirler.

Radikal sekülerizm savunucularına göre insanlar ikiye ayrılır: Gerektiği kadar radikal olanlar ve hainler. Bu görüş sahipleri; sekülerliğe de bir alt sınır koymuşlar, sadece kendi ellerinde olan bir "sekülerizm tartısı" icat etmişlerdir. Onlar için, belli bir limite ulaşmayan herkes, istediği kadar radikal seküler görüşlere sahip olursa olsun, inançlı bir Müslüman, Hristiyan yahut bir Hindu kadar, değersizdir ve dışlanması gerekir.

İşte radikal sekülerizm, kolay kolay tedavisi olmayan hastalıklı bir düşünce olmasından dolayı, bedeni değil aklı öldüren bir vebadan farksızdır. Ve bu öyle bir hastalıktır ki, teşhisi kolaylaştıkça tedavisi (zor değil) imkansız hale gelmektedir. Bireysel/kitlesel bir kibrin, gerçekleri reddeden, hayallere ve uydurma hikayelere iman etmeyi seçen karışımından oluşan "teslim olmuş"luğun adı; radikal sekülerizmdir ve ne büyük çarpıklıktır ki bu imanlılar, "din" imanlılarına hayat hakkı tanımamakla övünmektedirler.

Ve unutulmamalıdır ki vebalı bir hasta, şiddetli deliryum nedeniyle gerçeklikle bağını koparır, halisünasyonların etkisi altında kalır. Bu nedenle makalenin başlığı, "mecazi" değildir.

 

 

Bu makaleye benzer başka bir yazı bulunamadı.
Bizi Takip Edin