25 Kasım 1925'teki meclis toplantısında, 13 Kasım 1925'te meclise sunulan ve tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının şapka giymesini zorunlu kılan bir kanun teklifi görüşülmüştür. Kanunun sunulan ilk hali şöyledir:
Madde 1. — Türkiye Büyük Millet Meclisi Azaları ile İdarei Umumiye ve Hususiye ve Mahalliye veya Müessesata mensup bilumum eşhas ve müstahdemin (ve sıfatı resmiyeyi haiz herkes) Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir.
Madde 2. — İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer'yülicradır.
Madde 3. — îşbu kanunun icrasına icra Vekilleri Heyeti memurdur.
Mecliste kanun ile ilgili görüşmeler yapılır iken, Nureddin Paşa (Sakallı Nureddin Paşa, Bursa Bağımsız Milletvekili) tarafından, kanunun Anayasa'ya aykırılığını dile getiren ve teklifin kanunlaşmasına karşı çıkan bir önerge sunmuştur.1
Önergede özetle, sunulan kanun teklifinin; Anayasanın bir çok maddesine aykırı olduğu, Anayasaya aykırı olan hiçbir kanunun kabul edilemeyeceği, şapka takma zorunluluğunun Anayasadan kaynaklı hakları ihlal ettiği dile getirilmiştir.
Fakat bu ret talebi, çok sert tartışmaları beraberinde getirmiştir.
Nureddin Paşa'nın ret talebine karşı ilk söz alan Refik Bey (Konya), zaman zaman meclisin Anayasaya aykırı işlemler yapıldığı yönünde eleştiri aldıklarını ama (yapmadıklarını değil) her alınan kararda Anayasanın ruhunu ve varlığını koruduklarını dile getirmiştir. Nureddin Paşa'yı, kendi seçmenlerinin dahi kabul etmediği bir itirazı dile getirmekle itham etmiştir.2
Refik Bey'in tüm konuşması irdelendiğinde, Nureddin Paşa'nın hukuki itirazlarına hiçbir şekilde cevap veremediği hatta Anayasaya aykırı işlemlerin meclisçe yapıldığı (!) kabul edilmiş ancak bu işlemler sırasında Anayasanın ruhu ve varlığı korunduğu şeklinde hiç de doyurucu ve nesnel olmayan, hukuk dışı bir yanıt vermiştir.
Nureddin Paşa, Refik Bey'in bu itirazlarına hukuki değil duygusal olması nedeniyle cevap vermeye değer görmemiştir.3
Daha sonra söz alan Adalet Vekili Mahmut Esat Bey (Bozkurt); Nureddin Paşa'nın Anayasa'ya aykırılık iddialarını yine Refik Bey gibi duygusal yanıt vermiş ancak Refik Bey'den farklı olarak, hukuki irdeleme de yapmaya çalışmıştır. Mahmut Esat Bey konuşmasında şu cümlelere yer vermiştir:
"Nurettin Paşa bu kanunu Anayasa'nın (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun) 103'üncü maddesine aykırı buluyorlar. O madde hiçbir kanun Anayasaya aykırı olamaz diyormuş. Teklif edilen bu kanunun o maddeye aykırı olan yönü neresidir? O yön hakkında bize yeterli düzeyde açıklama vermediler. Yalnız önergelerinde, hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Her Türk özgür doğar, özgür yaşar, diyorlar. Özgür ve Medeni Milletlerin niteliğini almak özgürlüksüzlük müdür? Sonra «Mal ve can güvence altındadır. İşkence ve eziyet yoktur. Hiçbir kimse hiçbir fedakârlığa zorlanamaz» diyorlar. Evet efendiler, hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Buna hiç şüphe yoktur. Bu kanunu Yüce Kurulunuzun kabul etmesi bu maddenin onaylanmasından başka bir anlam ifade etmez. Milletin hâkimiyetini burada Yüce Kurulunuz temsil eder. Evet efendiler, tekrar ediyorum, her Türk özgür doğar ve özgür yaşar. Fakat medeni milletlerin niteliğini almak Türk milletini esarete mi sürüklemek demektir ve sonra ikinci derecede özgürlük sonsuz, sınırsız bir şey midir? Her özgürlüğün kanunlarla, düzenlemelerle bir sınırı vardır. Nihayet onun sınırları bu Türk'ün ve Türk milletinin yüksek çıkarlarıdır. Türk'ün ve Türk memleketlerinin yüksek çıkarları neyi gerektirirse o yapılır ve en uygun davranış biçimi o olur. Aksi ise anarşi ifade eder, özgürlüğü şunun ve bunun elinde de mazinin elinde de oyuncak yapmaktan başka bir sonuç doğurmaz. Özgürlüğün kaderi gericiliğin elinde oyuncak olmak demek değildir. Bir takım yasal görünümlü şekiller öne sürerek, maddi ve manevi anlamı olmayan bir takım yasal görünümlere Türk milletinin medeni alanda ilerlemesini feda edemeyiz. Türk memleketinin ve Türk milletinin çıkarları anlamsız ve faydasız yasal görünümlü şekillerin çok üzerindedir (Alkışlar). En büyük kanun odur. Yani Türk milletinin çıkarıdır. Nerede kaldı ki, arkadaşımızın kanun teklifinde Anayasaya ve Nurettin Paşa'nın burada bahsetmekte oldukları kayıtta aykırı hiçbir kayıt görmüyorum."4
İtirazdan da anlaşılacağı üzere, hukuki bir konu yine duygusal ve sloganist konuşmalarla geçiştirilmeye çalışılmıştır. Hatta Mahmut Esat Bey, Nureddin Paşa'yı, Anayasaya aykırılık iddiasında bulunması nedeniyle "gerici" olarak adlandırmıştır. Bir adım daha ileri giden Mahmut Esat Bey, Anayasaya aykırılık iddiasının "yasal görünüm altında Türk milletinin medeni alanda ilerlemesinin önü kesildiği"nden dem vurmuştur.
Mahmut Esat Bey'den sonra söz alan Ağaoğlu Ahmet Bey (Kars) ise akla durgunluk veren bir konuşma yapmıştır. Bir yandan şapka ile Anayasanın bir ilgisi olmadığını savunan Ahmet Bey, diğer yandan da şapka takmanın Anayasayı onaylamak anlamına geldiğini söylemiştir.
Ağaoğlu Ahmet Bey, şu sözleri söylemiştir: "...Anayasa'nın ruhunun, içsel derinliklerinin doğduğu medeni milletlerin ortamlarını, dış görünümlerini de benimsemek gerekir. Benimsenmedikçe Anayasa ile onu uygulayan insanlar arasında daima çelişki ve anlaşmazlık mevcuttur. O çelişki ve anlaşmazlığı ortadan kaldırmak için, maddi ve manevi uyumlu bir şekilde bu kanunu hayatımıza aşılamak ve yerleştirmek için Anayasa'yı ortaya çıkarmış olan medeni ortamların, medeni ihtiyaçlarını da belirlemek ve kabul etmek zorundayız ve hala Anayasa'yı eski zihniyetlerle yani, kalpak ile fotin ile ilgili olduğunu sanan milletlerde bu kanun oluşmamıştır."5
Anayasanın ruhunun ancak medeni milletlerin dış görünümlerine benimsemekle kabul edilebileceğini dile getiren Ağaoğlu Ahmet Bey, "Şapkanın Anayasa'ya aykırı olduğu zihniyeti memlekette devam ettikçe Anayasa'nın memlekette tamamen yerleşmemiş olduğuna kanaat getireceğiz." diyerek, tam bir akla durgunluk veren hadde ulaşmıştır. Görüldüğü üzere, hukuki bir konu yine, hukuki olmayan ve hiçbir nesnel geçerliliği olmayan sloganlarla bastırılmaya çalışılmıştır.
Söz alan İlyas Sami Bey (Muş) ise, tam bir bilgisizlik örneği göstermiştir. Nureddin Paşa'nın "teklifim tamamen hukuki bir meseledir, meclisimizde hukukçular da vardır, tartışalım" demesine içerlemiş olacak ki, meclisteki hukukçuların şapka taktıklarını, Anayasaya aykırı olsa takmazlardı diyecek kadar, kendini deşifre etmiştir. İlyas Sami Bey; daha Nureddin Paşa'nın, şapka takmanın değil, şapka takmanın zorunlu yapılmasının Anayasaya aykırı olduğuna dair önerge verdiğinden dahi bihaber şeklinde, sırf konuşmuş olmak için konuştuğu, açıkça görülmektedir.6
Antalya mebusu Rasih Bey ise, olaya tamamen "hukuki" zeminde yaklaşmış, duyguya dayalı konuşmaların ve duyguya dayalı kararların millete ve devlete zarar vereceğini dile getirmiştir. Rasih Bey, hem dini hem de örfi örnekler vererek, olayın ilmi (hukuki) alanda tartışılmasını, şapka yahut başka bir kıyafetin dine aykırılığı konusunda genel geçer bir kural olmadığını hatta Peygamberin Roma Kralının gönderdiği kıyafeti giydiğini dile getirmiştir.7
Gerçekten de Rasih Bey'in tespitleri, yukarıdaki eleştirilerimizi de doğrulamaktadır. Nureddin Paşa'nın önergesi üzerine Rasih Bey'e kadar itiraz ileri sürenler, hiçbir ilmi (hukuki) temelli itiraz öne sürememiş, duygusal ve slogana dayalı sözler söylemişlerdir.
Rasih Bey'in bu söylemi üzerine meclisten "müzakere yeterli" sesleri yükselmiştir. Çünkü meclis çoğunluğu da bilmektedirler ki, kanun teklifi Anayasaya aykırıdır.
Kürsüye gelen Şükrü Kaya Bey (Menteşe) aslında kanunu savunup, en dürüst şekilde işin aslını ortaya koyan konuşmacıdır. Şükrü Kaya Bey; kıyafetin 3 aşamalı bir mesele olduğunu, birincisinin dini mesele olduğunu ancak meclisin dini ve devleti birbirinden ayırdığını, bu nedenle bu hususun belirleyici olmadığını, ikincisi milli mesele olduğunu, milli kıyafetin müzelerde ve tarihi kayıtlarda görünebileceğini, bugün medeni dünyanın silindir şapka, smokin vs. giydiğini, ama kalplerinde milli duyguların en derin şekilde yoğunlaştığını (!), bundan dolayı da Türk milletini de bu kıyafetlerle görmek istediklerini, üçüncüsün ise teklifin kanuna aykırılığı olduğunu -ki itiraz kanuna değil Anayasaya aykırılıktır- belirtmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:
"Türk kanunlarını kısıtlayacak tek kayıt; Türk'ün bağımsızlığına, Türk'ün hayatına, Türk'ün haysiyetine ve Türk'ün ilerlemesine engel olacak kısıtlamalardır. Bu esasları sağlayan her kanun Anayasaya aykırı olamaz. Bu teklifin Anayasaya lafzen de manen de aykırılığı yoktur. Eğer buna muhalif olacak bir kanun bu kürsüye gelirse o gün bu kürsü vazifesini ihmal etmiş olur. Yüce Heyetiniz de öyle bir teklifi dinleyemez ve dinlememelidir. ...Yirminci asırda bağımsızlığı ve geleceği için tek başına bütün milletlere karşı durmuş ve bugün dahi karşı koymaya azmetmiş millet, çoktan ilerleme ve medeniyet kararlarını vermiştir. Onun bu akışının önüne durmanın neticesi yalnız ve yalnız hüsrandır. (Bravo sesleri, alkışlar.)"8
Kütahya mebusu Ragıp Bey, kürsüye gelerek, aslında önergeye yapılan itirazların ne kadar sığ olduğunu, hiçbir ilmi / hukuki itiraz süremediklerini şöyle özetlemiştir:
"Efendim, görüşülen kanun, verilen önergenin istenen sonucu gibi, ne Anayasaya aykırıdır ne de şuna, buna aykırıdır. Yalnız aykırı olan şey, önerge sahibi Paşa'nın kafasıdır. Önergede buyuruyorlar ki milletvekillerine de teşmil yapılmak isteniyormuş? Milletvekilleri halktandır. Eğer milletvekilleri halktan ise ve halka benzeyecek ise bugün diğer arkadaşları gibi o fikri kendi görüşlerine uydurmaları gereklidir. Eğer bu görüşlerinden emin iseler işte Ankara halkı. Davranışlarında kendi anlayışlarına benzer bir anlayış göstersinler. Bu nedenle eğer milletvekilleri halktan ise halk gibi olmalıdır; artık değerli Paşa hazretleri bu tartışmadan ilham alarak kendilerinin de yarın şapka giyeceklerini ümit ederim (Giyer sesleri!) (Tartışma yeter sesleri.)"9
Bu hareret içerisinde Refik Bey (Konya) tekrar kürsüye gelerek, teklif edilen kanunun değil Nureddin Paşa'nın önergesinin Anayasaya aykırı olduğunu, meclisin her zaman böyle kanunlar çıkabileceğini savunmuştur.10
İzmir mabusu Mustafa Necati Bey ise, olaya çok farklı ve esasen önergenin doğuluğunu da onaylayan bir dizi sözler dile getirmiştir. Mustafa Necati Bey, açık açık ve hiç saklamaya gerek duymadan, meclisin Ankara'da toplanmasının da alınan kararların da Anayasaya aykırı olduğunu kabul etmiş ancak bu aykırılıkların milletin isteğiyle yerine getirilmesi nedeniyle (!) bugünlere gelindiğini söylemişlerdir. Devamında genel akıma uygun şekilde duygusal, slogana dayalı sözler dile getirmiştir.11
Giresun mebusu Hakkı Tarık Bey, şu sözleri söyleyecek kadar ileri gitmiştir:
"Nurettin Paşa şapka hakkında ne diyor? Lehinde mi, aleyhinde midir? Bunun için bir kelime söylememiştir. Demek ki, Nurettin Paşa burada şapkanın aleyhinde söyleyecek bir şey bulamamıştır. Bana öyle geliyor ki, Anayasanın özellikle mal ve can dokunulmazlığı hakkındaki maddesini işaret ettiğine göre bir endişeye kapılmıştır. O da kalpak endişesidir. Acaba Nurettin Paşa başındaki kalpağın herhangi bir şekilde saldırıya uğrayacağına mı inanmıştır? İtirazlarının bu kadar küçük bir endişeden kaynaklandığından eminim. Oysa ki izninizle burada söyleyeceğim -ki elbette müsaade edeceksiniz: Sizin adınıza söyleyebilirim- Nurettin Paşa endişe etmesin, kalpağı kendine kalıyor, hiç bir kimse dokunmayacaktır."12
Hakkı Tarık Bey, bir hukukçu mebustur ancak kanun teklifinin tek bir kelimesini dahi hukuken tahlil etmemiş, en azından yine bir hukukçu olan Mustafa Necati Bey gibi ayrıntılı bir konuşma yapmamış, önerge verene hakaret vari sözler sarf etmekle yetinmişlerdir.
Tüm bu anlatılan tartışmalar sonrası oylama yapılmış ve kanun kabul edilmiştir. Ancak, kanuna o kadar sahip çıkılmıştır ki (!), normalde tüm kanunları icra vekilleri heyeti icra eder iken tahsise gidilmiş ve son madde "İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti tarafından icra olunur." şeklinde tahsis edilmiştir.
Kanun, teklifteki değişiklikler yapılarak, şu şekilde meclisten geçmiştir:
Şapka İktisası Hakkında Kanun
Madde 1. — Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile İdarei umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilûmum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumî serpuşe şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını hükümet men eder.
Madde 2. — İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer'yülicradır.
Madde 3. — İşbu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.13
İşte; hakkında bir çok söz söylenen, kitaplar yazılan hatta filmler çekilen "Şapka Kanunu", mecliste bu şekilde tartışılmıştır.
Kanun; hukuki anlamda o dönem yürürlükte bulunan 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na aykırılığı yönündeki Nureddin Paşa'nın itirazları karışısında hiçbir hukuki gerekçe ile, savunulamamıştır. Hukuki olduğu iddia edilen itirazlar ise tamamen konu dışı tartışmalarla gerekçelendirilmiştir. Hatta bir kısım vekiller tarafından, daha önce meclisin bir çok kez Anayasaya aykırı iş yaptığı doğrudan doğruya kabul edilmiş, bunun bir uygulama haline gelmesinden ötürü, Anayasaya aykırılık iddialarının dinlenmemesi gerektiği doğrultusunda söylemler geliştirilmiştir.
Açıkça söylemek gerekir ki; Nureddin Paşa'nın önergesinde bahsi geçen hususlar, tamamen doğrudur, hatta eksiği var fazlası yoktur. İnsanlara zorla şapka giydirmek, Anayasaya yani 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun bir çok maddesine aykırılık teşkil etmektedir.
O dönem Anayasa Yargısı bulunmadığından, Anayasaya aykırılık ancak bu şekilde dile getirilebiliyordu. Eğer Anayasa değişikliği için toplantı ve karar yeter sayısı olan bir siyasi parti iseniz, bu şekilde hukuki olmayan, marş dizelerini tekrarlamaktan ibaret, soyut söylemlerle, değil kanunu, Anayasa maddesini dahi değiştirebilir, yeni Anyasa maddesi ihdas edebilirsiniz.
Aslında 1950 yılına kadar (ki 1946 seçiminde açık oy-gizli sayım gibi saçma sapan, gayri ahlaki, gayri hukuki ve gayri demoktratik sistem uygulanmıştır) süregelen meclis uygulaması, hep bu şekilde olmuştur. 1924 Anayasasına aykırı bir çok kanun geçirilmiş, uygulanmış ve dayatılmıştır. Zaten yukarıda bahsi geçen vekiller, bunu açıklıkla dile getimişlerdir ve aynı vekiller neden böyle bir tavır içinde davrandıklarını da (!) anlatmışlardır.
1920 yıllarda hatta 1950'ye kadar, TBMM'nin çıkardığı kanunlara hakim olan ilke "hukuki"lik değil, "takdiri"liktir. Tek parti CHP, gerek devrimlerini yerleştirme adına gerekse de başka hukuki tabandan yoksun dürtülerle, bu şekilde kanunlar çıkarmıştır. Bu konuda bir çok eleştiri zaten mevcuttur.
Şapka kanununa dair bir eleştiriyi de biz, tarihe not düşmek istedik.
----
(1)"Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesine
1. — Sayın Milletvekillerinden bazı kişiler tarafından şapka giyme zorunluluğu hakkında bu kanun teklifi yapılırken, ülkede bu hususta bir işlem yapılmamış gibi doğrudan bir teklifte bulunulmaktadır. Halbuki Bakanlar Kurulu, 2 Eylül 1341 tarihli ve 2413 numaralı bir kararname düzenlemiş ve bunda memurlara şapka giyme zorunluluğu hakkında kanun niteliğinde kararlar almış, yayımlamış ve uygulamış ve halka da yaymaya çalışmıştır. Eğer işbu kanun teklifi, şapka giyme zorunluluğu meselesinin bir kanun meselesi olmasından ileri geliyorsa, Bakanlar Kurulu'nun söz konusu kararname ile yasal yetkilerini aştıkları belirtiliyor demektir. Gerçekten de öyledir. Çünkü geçen sene yalnız adliye memurlarının hem de makamlarına özgü ve özel olan kıyafetleri ile Yüce Meclis'ten çıkan bir kanuna dayanıyordu ki, bu dahi Bakanlar Kurulu'nun tüm devlet memurları hakkında kendiliğinden karar almaya yetkili olmadığına kanıttır. Şayet şapka giyme zorunluluğu meselesi bir kanun meselesi değilse, işbu kanun teklifinin dikkate alınmasına sebep kalmaz.
2- Mebuslar memur değil, doğrudan doğruya halkın bireyleridir. Kamu doğal haklarından öte, yasama dokunulmazlığı ile de tam bir hürriyete sahiptirler. Bu nedenle, vekillik sıfatına ve yasama görevine uymayan ve diğer milletlerin parlamentolarında da bulunmayan böyle bir kaydın kabul edilebilir ve geçerli olamayacağı doğaldır.
3. — Anayasa'nın yüz üçüncü maddesi "Hiçbir kanun Anayasa'ya aykırı olamaz." diyor. Halbuki işbu kanun teklifi, geneliyle Anayasa'ya aykırıdır. Zira:
Anayasa'nın üçüncü maddesinde "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."
Anayasa'nın altmış sekizinci maddesinde "Her Türk hür doğar, hür yaşar."
Anayasa'nın yetmişinci maddesinde "Kişisel dokunulmazlık, vicdan, düşünce, söz, eylem, mülk edinme ve tasarruf vb. hak ve hürriyetleri Türklerin doğal haklarındandır."
Anayasa'nın yetmiş birinci maddesinde "Kişi, malı vb. saldırıdan korunmuştur."
Anayasa'nın yetmiş üçüncü maddesinde "İşkence, eziyet, müsadere yasaktır."
Anayasa'nın yetmiş dördüncü maddesinde "Hiçbir kimse hiçbir fedakârlığa zorlanamaz."
Denilmektedir ki, halkın bu maddelerle güvence altına alınmış doğal haklarına aykırı olarak hiçbir kısıtlama getirilemez. Fiil ve eylem özgürlüğünü kısıtlamayı ve sınırlamayı içeren böyle bir kanun tasarısının Anayasa'nın ruhuna aykırı olarak dikkate alınması, en geniş ve gelişmiş hürriyet yönetimini güvence altına alan Cumhuriyet Anlayışı ile özellikle çelişki oluşturur.
4. — Yukarıda belirtilen gerekçelere dayanarak:
a — Anayasa'ya aykırı olmasından dolayı işbu kanun tasarısının reddedilmesini.
b — Bakanlar Kurulu'nun yasal yetkileri dışında ve Anayasa'ya aykırı madde ve hükümler içerip, Takrir-i Sükun Kanunu'na dayanması da mümkün olmayan 2 Eylül 1341 tarihli ve 2413 numaralı kararnamenin yok hükmünde sayılmasını.
c — Anayasal Haklar, Milli Egemenlik ve kişisel dokunulmazlığa aykırı muamelenin halka uygulanmamasının sağlanmasını ve onaylanmasını arz ve teklif ederim efendim.
Bursa Mebusu , 'Nurettin"
(2) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 223 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(3) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 223 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(4) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 224 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(5) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 224-225 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(6) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 225-226 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(7) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 226-227 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(8) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 227 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(9) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 227-228 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(10) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 228 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(11) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 228-230 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(12) 25.11.2025 tarihli TBMM tutanağı, syf 230-231 (Tutanağın tamamı için TIKLAYIN)
(13) Günümüz Türkçesi Tercümesi:
"Şapka Giymesi Hakkında Kanun
Madde 1. — Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile genel, özel ve yerel idarelere ve tüm kurumlara bağlı memurlar ve görevliler Türk milletinin benimsemiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da genel başlık olarak şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet yasaklar.
Madde 2. — Bu kanun yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüktedir.
Madde 3. — İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti tarafından icra olunur."